Sığınılan Sözler
Bazı cümleler vardır, içinde bir yer açar. Güvenin bir işaretidir. Olup bitenlerin sonunda, masumluğun tazeliğini koruyan, değerli hissedebildiğin veya hissetmek için sığındığın bir cümle;
“Olduğunda ilk sana söyleyeceğim”
O sözün içinde yaşadım bir süre. Sonra bir gün oldu. Olan olmuş. Sanki benim bilmem gerekmiyormuş gibi, bir köşeden öğrendim. İçimde garip bir sessizlik oluştu. Kızgınlık değil tam olarak… Bir boşluk gibi; içimden sessizce çekilen bir şeyin bıraktığı boşluk. Verilen sözlerin tutulmamasından doğan hayal kırıklıkları yetmiyormuş gibi, bir de bununla yüzleşmek iyi olmadı.
Mesele bazı şeyleri ilk duyan değil, en son öğrenen olmak da değil. Birinin hayatında “ilk aklına gelen kişi” olduğumu sandığım yerin aslında hiç var olmadığını fark etmek. Söylenen sözlere kıymet vermek heralde sadece benim öncelediğim bir konu. İnsanların sadece laf olsun diye konuştuklarını her defasında öğrendiğim halde, "bu sefer farklı" diye umutla yeniden tutunuyorum. Ama sözler hep söylendiği anda gerçek, sonra zamanla anlamını kaybeden basit şeylermiş hep muhattaplarımca. Kendimi değerli hissetmek için sarılıyorum belki o sözlere. O sözleri veren kişinin bana değer verdiğine inanmak istiyorum. Ama şunu fark ediyorum; birinin hayatındaki yerim, bana söylenen cümlelerle değil, bana söylenmeyenlerle ölçülürmüş meğer.
Sahibinin hiç taşınmayacağı bir eve, sözlerden yuva kurmuşum. O sözlerin ışığını yakıp, kulağım kapıda boş yere beklemişim. Kapı hiç çalınmadı. O ışığı sessizce söndürüp kapıyı kapatmak zorunda olmanın suskunluğu, insanı hasta edecek, belki de öldürecek kadar zor...


✨
Ne kadar tanıdık bir ruh hâli, çok da güzel anlatılmış. ❤️